2 Temmuz 2010 Cuma

kürt Jakob

Sokakta bir çocuk
Kürtçe ağlıyor
Sokakta bir anne
Kürtçe avutuyor
İçerde bi ben
Almanca üzülüyorum:

Oft gehe ich aus,
auf die Straße,
und da meine ich,
in einem ganz wild anmutenden
Märchen zu leben
(walser, Jakob von Gunten)

19 Haziran 2010 Cumartesi

the ballad of jack and rose

gördüğün
teşhirci bi acı bende
ayna kadar mütecaviz
boşveremediğin her şey
boşverip durduğun bende
dedim ya
kokluyorum seni
üzerimden geçecek yılların kokusu
iki beyaz, bir adanalı etmiyor toplasan
ne de pamuk tarlaları
gözlerim doluyor da
henüz ağlayacak değilim
yitirmedim
çizgili tişörtüne kafamıtekrar gömme umudumu
boşveremediğim her şey
boşverebildiğim o gecede



16 Haziran 2010 Çarşamba

tercüman

Arapça bilmem
Ama tercüme edebilirim
"Biraz vicdan mı eksik ne?"
dedi imam.

Ampelmann

(Berlin' de)
Trafik ışıkları
varmış
(Berlin' de)
Trafik ışıkları
yokmuş
gibi geliyordu
Senle görüştükten sonra

7 Haziran 2010 Pazartesi

Unclaimed

"The screamers, you are
The actors, you are"
They claimed

"The barbarians, you are
the draconians, you are"
I claimed
But
I was still
Unclaimed


1 Haziran 2010 Salı

ARAF

Bunu sana yazıyorum, evet, daha güzel kağıtlarım oldu elbet, sadece acildi yazmam gerekenler, ve dedim ki, o kağıdın kendisine bakar, kelimeleri okur, ki oku demiştir ona inandığı...
Bugün taksim meydanındaydık...israilde olanlar...( gerçi uluslararası karasu diyorlar oraya, sanki sular bile sahipli)
ve tam da oturma eylemimiz bitmişken, meydandaki küçük minareden birden bire Allahuekber sesi yükseldi..
ve dedim ki, eğilip büküleceğiz birbirimizin eklemlerinde, çatırtı sesleri duydukça iyileşeceğiz, ve yolculuklar yapacağız, gemilerde, insanlıktan numune...
Allahuekber deyince minaredeki ses, güzel yüzün, güzelim sakalların geldi aklıma, gözlerimi kapatıp, parmak uçlarımda hissettim acıyı ve dayanışmayı, ve sağımdan solumdan kürt kadınları geçerken, birilerini kaybetmiş, ve herkes her şeyi kaybetmiş...
Insan yol alıyor, gidiyor, bir noktadan tekrar aynı noktaya, ve sen ve ben binlerce yıldan sonra buluşuyoruz.

(Ey Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğu ile beraber bulundurma!- Araf-47)

ve aklımda kelimeler uçuşuyor:

"kalbin işine bak
yüzüne bakamaz
ağlar durur sen uyurken....."
(mor ve ötesi, araf)

29 Mayıs 2010 Cumartesi

ne ben islam olayım...

güzel haşin gözleri var,
bakar,
kızıl sakalları,
namaza gider cumaları...

24 Mayıs 2010 Pazartesi

içimi sızlatan

senle vakit geçiremediğimizden, gördüğüm her yeni fotoğrafın, senle geçmiş bi an gibi geliyor bana. her yeni fotoğrafına her deli bakışımda, sanki senden kalan hareketleri unutmamak için mi ne, sol elimi sol omzuma götürüp boynuma doğru kaşır gibi yapıyorum. sonra gözlerimi kapatıyorum, sanki derin bi nefes.
sonra gözlerimi açıp, masama bakıyorum, üsüste kitapların altını çizmekten tükenmiş kalemlere. sonra eski bi fotoğraf durur masamda, ben 14 yaşındayken lisedeki alman öğretmenime yemeğe gitmişim de, ne salaklıksa işte, adam dağınık mutfağın ortasındayken, bardağına su koyarken çekmişim, o durur masamın bi kenarında: huzur.

judith butler geldi buralara.. hani sana demiştim de, judith butler a çok benziyorsun diye, daha ilk tanıştığımızda. sen de tanımıyorum ama eve gidince internetten bakarım demiştin.
judith butler ı görünce. biraz duruldu içim. dedim ki. judith butler burda. kopyası nerde.
en az anlamadığın dilde mektuplar yazmam kadar saçmaydı seni görüntüden ötede bişi zannedişim de.
ama işte. gerçeği görmeden, kopya olduğunu bilemiyormuş insan.
yine de.
güzelsin.
içimi sızlatan.

20 Mayıs 2010 Perşembe

bayrağınıza kan damlıyor..

karşı binayı boyayan kürt işçilerin boyaları
asılmış türkk bayraklarına damlıyor,
gençlik bayramında ölmüş kürt gencinin kanı
içime..

10 Mayıs 2010 Pazartesi

solucan delikleri

ölümcül
sonsuza dek
solucan delikleri
ve biz
demek
dairesel zamanımız
durmadan
bize dönerek

30 Nisan 2010 Cuma

berlin diye bişi

berlin
diye bişi varsa
sen varsın diye
var
gibi geldi bugün.

13 Nisan 2010 Salı

kombinasyon

kulağımdan içeri
bi sevinç,
sızıntı girmiş
sese dönüşmüş
demiş ki öbür kulağa
neyaparsan yap
ölüme yok
çare